Şeyma Navir Bilgiç

Fakirlik En Kötü Şiddet Türüdür

Şeyma Navir Bilgiç

Bu haftaki yazıma Gandhi'nin çok haklı bulduğum ve beğendiğim "Fakirlik en kötü şiddet türüdür" sözüyle başlamak istiyorum.

Karmaşık ve tartışmalı bir kavram olan fakirlik, hayatın gerekliliklerinden mahrum kalmaktır. Yani yeterli gıda, yakıt, barınak, giyim vb temel ihtiyaçlardan yoksun olma durumudur.

Ancak günümüzde de sıkça karşılaştığımız bir başka olgu ise fakirliğin temel ihtiyaçların karşılanmadığı fiziksel boyuttan ziyade kendileri için geçerli ve gerekli olan standartlara, şartlara ve memnuniyete sahip olamama durumu olan "sosyal olgu" boyutudur. Bu bağlamda fakirlikle eşitsizlik arasında bir bağ söz konusudur.

İnsanlar; insani ihtiyaçlar olan gıda, su, barınma, giyinme gibi fizyolojik ihtiyaçların yanısıra; güvenlik ve koruma gibi korunma/güvende olma ihtiyacı; dostluk ve aile bağları gibi sosyal ihtiyaçlar, saygı ve tanınma gibi itibar ihtiyacı ve hatta en önemlisi kendini gerçekleştirmek gibi temel insani değerlere de ihtiyaç duyarlar.

Bu bağlamda fakirlik, maddi ihtiyaçların yanında sınırlı fırsatlar ve pozitif özgürlükten yoksun olmakla da ilişkilidir. 

Yani fakirliği ortadan kaldırmak yalnızca kişi başına düşen gayri safi milli hasılayı yükseltmek değil, bireylere çalışma, ticaret yapma ve iş kurma motivasyonu sağlayan "serbest piyasa sisteminin" desteklenmesinin yanısıra "insani gelişime" daha fazla önem vermekle mümkün olacaktır.

Birleşmiş Milletler'in Kalkınma Raporlarında yer alan " Temel İnsani Gelişme Göstergeleri"nden bazıları şu şekilde:

-Uzun ve sağlıklı bir yaşam sürme

-Bilgi elde etme

-Makul bir yaşam için ihtiyaç duyulan kaynaklara ulaşma

-Kaynakların gelecek nesiller için korunması

- İnsani güvenliğin sağlanması

- Kadınlar ve erkekler arasında eşitlik ( eğitim/ meslek/ iş/ siyasi katılım)

Bütün bunlarla birlikte insanların satın alma gücü düştükçe göreli fakirlik de artmaktadır bu da siyasi sorunları da beraberinde getirir.

Hepsi birbiriyle bağlantılı ve iç içe geçmiş olan bu sorunlar sosyal refahı düşürerek toplumsal mutsuzluğu arttır. Bunun önüne geçmenin yegane yolu ise doğru ekonomik ve toplumsal politikalarla insana ve canlıya verilen değeri arttırarak sosyal refahı yükseltmektir.

Sözü daha fazla uzatmadan son zamanlarda unuttuğumuz ve aslında bizim devlet kültürümüz olan şu motto ile sonlandırmak istiyorum:

 "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!"

 

 

Yazarın Diğer Yazıları