Anadolu'nun Kader Çizgisi: Konya Ovasında
Ramazan Kılıç
Konya Ovası’na şöyle bir tepeden baktığınızda gördüğünüz o uçsuz bucaksız sarı deniz, aslında bir mucizenin adıdır. Azgın rüzgârın, kısıtlı yağışın ve her geçen gün çekilen yeraltı sularının ortasında bu şehri Türkiye’nin gıda ambarı tutmak, sıradan bir iş değil; bir kahramanlık hikâyesidir. Ancak artık sadece çiftçinin azmi yetmiyor; Konya tarımı bugün kritik bir eşikte, bir varoluş mücadelesinde.
Su: Bozkırın Mavi Kanı
Konya için su, sadece bir tarımsal girdi değil; damardaki kandır. Yıllardır konuştuğumuz "Mavi Tünel" ve dış havzalardan su getirme projeleri artık birer temenni olmaktan çıkıp, milli bir güvenlik meselesi haline gelmiştir.
Yeraltı sularının her yıl metrelerce aşağı çekilmesi, dev obrukların oluşması toprağın bize son uyarısıdır: "Beni susuz bırakmayın." Çiftçimiz bugün damlama sulama ile, teknolojiyle suyu idareli kullanmak için elinden geleni yapıyor. Ancak devletin havzalar arası su aktarımı projelerini hızlandırması, kapalı sistem sulama yatırımlarını ovaya tamamen yayması artık kaçınılmazdır. Su olmazsa, o bereketli topraklar birer toz bulutuna dönüşür; bu da sadece Konya’nın değil, Türkiye’nin sofrasının boş kalması demektir.
Birlikten Doğan Bereket: Kooperatifleşme
Tarımın zorlu ikliminde tek bir ağaç gibi durmak yerine, bir orman gibi kenetlenmek zorundayız. İşte burada devreye kooperatifleşme giriyor. Konya, PANKOBİRLİK gibi dev modellerle bu işin nasıl yapılacağını dünyaya gösterdi aslında. Ancak bu ruhun yerelde, en küçük köye kadar yayılması şart.
Bireysel çaba, artan girdi maliyetleri (mazot, gübre, elektrik) karşısında eriyor. Küçük üreticinin ezilmemesi, ürününün tarlada kalmaması ve sanayiciyle eşit masaya oturabilmesi için kooperatifler tek çıkış yoludur. Devletin kooperatif yapılarını vergi avantajları ve düşük faizli kredilerle desteklemesi, çiftçinin sadece "üretici" değil, aynı zamanda ürününü işleyen birer "sanayici" olmasının önünü açacaktır.

Zanaatın Onuru ve Devletin Eli
Çiftçilik, bugün dünyanın en stratejik zanaatıdır. Savunma sanayi ne kadar önemliyse, gıda güvenliği de o kadar kritiktir. Çiftçi, devletinden sadece hibe değil; planlama ve öngörülebilirlik bekliyor. "Ektiğim ürünün seneye değeri ne olacak?" sorusuna net cevap bulamayan çiftçi, toprağına küser.
Devletin tarım politikaları, Konya’nın özel durumunu gözeterek, bu coğrafyanın stratejik ürünlerine (buğday, mısır, şeker pancarı) özel koruma kalkanları oluşturmalıdır. Unutulmamalıdır ki; sanayi çarkları dönüyorsa, şehirler büyüyorsa, bu ancak o nasırlı ellerin tarladan kalkmaması sayesindedir.
Son Söz: Çiftçi Varsa Devlet Var
Konya Ovası, Türkiye’nin kalbidir. Bu kalbi besleyen damarlar ise sudur, birliktir ve emektir. Eğer biz bugün Konya çiftçisini, kooperatifleşme ve doğru su politikalarıyla desteklemezsek, yarın dışarıdan ithal edeceğimiz her bir kilo buğday, bağımsızlığımızdan verilen bir ödün olacaktır.

