Orta Doğu’nun Muz Merakı

2016 yılında hükümete yakın bir haber ajansının yaptığı haber dikkatimi çekti. 46’ıncı tırı gönderirken bir fotoğraf paylaşılmış ve başlığını da, “SURİYELİ ÇOCUKLARIN TADINI BİLMEDİĞİ MEYVELER!” olarak atmışlar. Savaştan zarar gören çocukların ihtiyaçlarını hatta daha da fazlasını karşıladıklarını belgelerle, fotoğraflarla paylaşmışlar. Bahçelerinden topladıkları meyveleri, diye bir ibare belirterek vatandaşımızın hassasiyetini de ortaya koymuşlar. Buraya kadar, savaş hariç, her şey normal.

İki gündür, ulusal veya uluslararası haber takibini yaptığım bir sosyal medya mecrasında tepki çeken paylaşımlarla karşılaştım. Sokak röportajına, “Bizler muz yiyemiyoruz, Suriyeliler kiloyla alıyor…” diyerek içinde bulunduğumuz karmaşanın ve kötü ekonomik koşulların genellemesini yapan bir vatandaşımıza, muz yiyerek cevap veren Suriyeli mültecilerin paylaşımları var. Dahası; Türk Bayrağı’nın hilâline muz koyup paylaşacak kadar da ileri gidilmiş.

Şehit haberlerinin arkası kesilmiyor. Türk askeri her gün yeni bir kahramanlık öyküsü ile karşımıza çıkıyor. Sınır dışında yanan bir canın amacı nedir peki? Bir asker neden şehit düşer? Savaşa direnen birileri varsa ki, bu savaşın karşı tarafı Batı devletleri olduğunu unutmayın, toprak, can ve namus koruması yaparlar. Savaş mağduru olan yerlerde çocuklar ölür, kadınların ırzına geçilir, kıymetli eşyalar alınır, evler yıkılır… bunları da Suriyeli her insan bilir.

Amerika’nın Irak işgalini anlatan kitaplar, filmler, belgeseller var ve en önemlisi de belgeler var. Hamile kadınlara kadar yapılan işkenceler, yaşlı ve savunmasız insanların aşağılanması, çocukların parçalanmış cesetleri vardı ve ibadethaneler her gün bombalanıyordu.

Kurtuluş Savaşı’nda tek başımıza kazandığımız bir zaferimiz ve mücadelemiz, dökülen kanlarımızın destanı olan bayrağımız var. Dalga konusu olamayacak kadar Orta Doğu’da her gün yitirdiğimiz canlarımız var.

Bu tür şeyler beni şaşırtmadı, Orta Doğu halkı tarihte de olduğu gibi bugün de faydanın ne olduğunu bilmez. Türk’ün yanında yer almak cesaret ister. Asıl beni şaşırtan; kanun ve yönetim tarafının bu konularda sessiz kalması.

Ne yazık ki artık bu gibi durumlara da alıştırılacağız ve şaşırmayacağız.

Batılılaşmanın daha kötüsü Doğululaşmadır; ama asıl felaket ise kendi benliğini kaybetmektir. Türk, daima Türk kalacaktır; diliyle, örfüyle, tarihiyle…

“Ey Türk, titre ve kendine dön! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, kim bozabilir senin ilini ve töreni!” (Bilge Kağan)

YORUM EKLE

banner37

banner23