Aile Siğinağimiz Ve Son Kalemizdir

Konya Aydınlar Ocağının panel olarak düzenlediği yılın son Selçuklu Salı Sohbetlerinde Aile Meselesi konuşuldu:

Aile Siğinağimiz Ve Son Kalemizdir

Konya Aydınlar Ocağının düzenlediği 2025 yılının son Selçuklu Salı Sohbetlerinde Türk Aile Yapısı, Aile Kurumunda Görülen Yozlaşma ve Çocuk Eğitimi konuşuldu. Gazeteci yazar Mustafa Balkan’ın moderatörlüğünde yapılan panele konuşmacı olarak; Konya Aydınlar Ocağı tarafından 2025 Yılının Ailesi seçilen yazar Hüzeyme Koçak, yazar Anuş Gökce ve eğitimci Fatma Balkan katıldı.

Konevi derneği salonunda icra edilen programın açılış konuşmasını yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü Hz. Ali’nin (Çocuklarınızı kendinize göre değil, yaşayacakları döneme göre yetiştirin) sözünü hatırlatarak “Deccal diyebileceğimiz dijital medya sayesinde, içinde bulunduğumuz çağda aile müessesesi sarsılmaya başladı. Sosyal medyada ve benzeri mecralarda olup bitenleri hepimiz görüyoruz” dedi.

İnsanın her daim öğrenmesi gerektiğine de vurgu yapan Güçlü “Allah’ın halifeleri olarak inançlı, imanlı sağlam ailelerle dünyayı biz devam ettireceğiz” diyerek sözlerini bitirdi.

Paneli modere eden gazeteci yazar Mustafa Balkan da başlangıç konuşmasında “2025 yılı hükümetimiz tarafından Aile Yılı ilan edilmişti. Yılın son günlerinde, Aile Yılını uğurlarken biz de aileyi konuşacağız. Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ve yönetim kurulu ile Yenigün gazetesine, şu an kürsüde temsilcileri bulunan aileleri Yılının Örnek Ailesi seçmiş olmalarından ötürü de hususen teşekkür ediyorum” dedi.

İslâm ve Türk dünyasında ailelerin dejenere edildiğini, değerler bütününün parçalanmakta olduğunu üzülerek müşahede ettiklerini anlatan Balkan “Aile bizim sığınağımızdır, hem de son kalemizdir. 1820 Osmanlı-Rus harbi sırasında, zor durumda kalan Ruslar’a, Patrik Gregorios bir mektup yazarak “Osmanlı’yı savaşla yenemezsiniz korkutamazsınız; boşuna savaşmış olursunuz. Ama onların ailelerini yok etmeye başlarsanız, o zaman size teslim olurlar” diyerek akıl vermişi yol göstermiştir. “Türk aile yapısına saldırı o günden bu yana devam ediyor. Küresel emperyalizmin yanı sıra aileyi parçalayan etkenlere bakacak olursak; “betonlaşan binalar, mahalle kültürünün kaybolması, komşuluk, arkadaşlık ilişkilerinin yok edilmesini görebiliriz. Kentsel dönüşümlerle hafızamızın silindiğini ben müşahede ediyorum” diye konuştu.

Ülkemizde on milyon insanın madde bağımlısı hale geldiğini de anlatan Balkan, “Evlenme yaşı gelip geçmiş yirmi milyona yakın insanın da evlenmediği görülüyor. Ben evlenmeme gerekçesinin iktisadi sebepler olduğunu düşünmüyorum, o bir şekilde aşılır ama insanlar evlilikten uzaklaştırılıyor” diyerek konuşmasını tamamladı.

Panelin ilk konuşmasını yazar Hüzeyme Yeşim Koçak da “Ailede Yozlaşma, Bozulma ve Değerlerin İçinin Boşaltılması” konulu konuşmasına “Aile toplumun temeli, aileyi korumak devletin başlıca ödevlerindendir” diyerek başladı. Hz. Mevlana’nın “Bütün mahlûkat, yarattıkları Allah’ın Ailesi” buyurduğuna dikkat çekerek devam eden Koçak, “Kabul etmeli ki herhalde âdeta şoklar ülkesinde yaşıyoruz. (Asla olmaz, mümkün değil) dediklerimizle karşılaşa karşılaşa duyarsızlaştık. İğrenç suçlar, bebeklerden meclise uzanan taciz sahneleri, yargı sorunları görüyoruz. İdeolojiler, ülküler, kutsal emanet, bastığınız zemin, her şey el ve şekil değiştirmiştir günümüzde; aslında hepsi sahipsizdir; ehemmiyeti hükmü kalmamıştır. Çocuk yaştakilerden ünlülere, geniş bir yasaklı madde kullanımına şahit kalıyoruz. Mesela İHH (İnsan Yardım Vakfı’nın) raporlarına göre Türkiye’de yaklaşık on milyon kişi madde bağımlısıyken, Türk Tabipler Birliği’nin ve yetkin kurumların uyarılarına karşılık; alelacele kenevir yetiştiriciliğinin kapsamı genişletilip, kenevir güzellemeleriyle kanun geçiriliyor, eczanelerde de satılabilecek. Üstelik bazı eczacılık ürünleri, tehlikeli olabilecek ilaçlar, karaborsada üretiliyor. Bu arada, Türkiye’de Uyuşturucu raporuna göre sentetik madde kaynaklı ölümler son yıllarda hızla artıyor. Uyuşturucu tacirleriyle baronlarıyla savaşımız ne âlemde” şeklinde konuştu.

Aileyi kemiren kumar, alkol gibi çeşitli bağımlılıklar, bilgisayar oyunlarının da gündemde olduğunu kaydeden Koçak, “Eğitimdeki aksamalardan öğretmenlerimiz de şikâyetçi. Akran zorbalığı, gittikçe cüretini artıran çeteler… Son yirmi yılda dört kez değişen müfredat, altı kez değişen lise, üç defa değişen üniversite sınav sistemi ve on sekiz defa değişen eğitim sistemimiz var. Her dörtt öğretmenden biri ek iş yapıyor… Her alanda

görülen Sahte diplomalar çabası… Kadının adı çok… Aile Yılı’nda 318 kadın öldürüldü. Gerçekleşirse suçluya yönelik, kravat indirimi, iyi hal indirimi kaldırılacak! Diyanet hutbe okutuyor, açık giysi, teşhircilik konusunda. Sokaklara bakınız yeter. Onun yanında sapkınlık, cinsiyet değiştirme, gayrimeşru ilişkiler çeşitli kanallarca özendiriliyor. Şiddet yükselen değerimiz” diyerek sözlerini tamamladı.

Programda “Türklerde Aile Yapısı” üzerine konuşan yazar Anuş Gökce de “Türklerde aile çok önemlidir. Tamamen sevgi ve hoşgörü, eşitlik ve adalet duygusu üzerine kurulan aile yapısı çok sağlam olmuş; bu münasebetle toplum için özgür düşünceli, mert, adil insanlar ve yöneticiler, sağlıklı bireyler yetişmiştir. Eski Türklerde aile “geniş aile” şeklinde görünmekte ise de aslında küçük aile tipinde kurulu olması akla daha uygun gelmektedir. Çünkü Türk ailesi; aile reisinin adeta mülkü sayılan, aile efradı üzerinde kesin söz hakkına sahip (eski Yunan’da “genose” ve Roma’da görülen “gens) geniş ailelerden çok farklı olduğu gibi, Slavlardaki aile büyüğünün bütün aile halkına köleleri gibi hükmettiği, kolektif mülkiyete dayalı tipik geniş aile olan “zadruga” ya da benzemez. Bu tip ailelerde evlatlar özel mülkiyet ve söz hakkından mahrumdur. Gelişmiş çoban ailesinde ise ortaklık yalnız otlaklar ve hayvan sürülerinde görülür” dedi.

Türk toplumunda kadının her zaman erkeğinin yanı başında ve en büyük destekçisi olduğuna vurgu yapan Gökce “ Erkek ümitsizliğe düştüğünde kadın ümit kaynağı, şefkat, merhamet ve sevgi pınarı, ekmeğini yapan ve her fedakârlığı gösteren rakipsiz bir savaşçıdır. Savaş zamanlarında onlar da eşleriyle birlikte savaşırlar, ailenin onurunu korurlardı. Dede Korkut Hikâyelerinde aileye çok önem verilir; baba, anne, oğul ilişkileri üzerine çok vurgu yapılır. Baba evde otoriteyi temsil eder. Töre gereği kendisine saygı duyulur, çatışmalar olsa bile babaya saygıda kusur edilmez. Onların görev ve sorumlulukları daha ağırdır. Risk alma, cesaret gösterme, oğullarını eğitme, obasını koruma, oğlunu evlendirme için gelin bulmak onların görevidir. Oğulları tehlikeye düştüğünde; bey bile olsa onları selametle uğurlarlar. Evin annesi fedakârdır. Eşlerine ve çocuklarına çok bağlıdırlar. Kocaları aşağılansa bile saygıda kusur etmezler. Kocasına yol gösterir ve destek olur” diyerek sözlerini sürdürdü.

Eski Türklerde asaletin sadece baba tarafından değil, anne tarafından da geldiğini anlatan Gökce “Bir adamın tam asil olabilmesi için hem ana hem de baba tarafından asil olması gerekirdi. Harzem’deki Türkmenlerde bir kız hem anası hem de babası Türkmen olmayan bir erkeğe varmazdı. Çünkü bir adamın yalnız babasının Türkmen olması asil olmak için yeterli değildi. Tamamıyla asil olması için anasının da Türkmen olması lâzımdı. Sülalelerin teşekkülünden sonra da bu iki türlü asalet devam etti. Bu devirde baba tarafından prens olanlara Tekin, ana tarafından prens olanlara İnal unvanları verildi. Bir şehzadenin hakan olabilmesi için, onun hem tekin hem de inal olması gerekirdi. İran’ın Kaçar sülalesinde bu gelenek vardır. Eski Türklerde sülâle içinde soyda büyük olan hükümdar olurdu. Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nde durum biraz farklıdır. Devlet adamları hangi şehzadeyi desteklerse o hükümdar olurdu” dedi.

Eski Türklerde zevcenin yalnız bir tane olduğunu da vurgulayarak devam eden Gökce “Emperyalizm devrinde hakanların ve beylerin bu hakiki zevceden başka, kuma adıyla başka illere mensup odalıkları da bulunabilirdi. Fakat bu kumalar hakiki zevce mahiyetinde değildi. Türk töresi bunları resmen zevce tanımazdı. Kumaların çocukları öz annelerine anne diye hitap edemezler, teyze diye çağırırlardı. Anne hitabını yalnız babalarının hakiki zevcelerine söyleyebilirdi. Aynı zamanda kumaların çocukları mirasa da giremezlerdi. Kumaların oğulları babaları hakan olsa bile asla hakan olamazlardı. Kumaların, hatunlardan farkı şudur ki kumalar hakanın kendi ilinden değildirler. Hatun ise hakanın kendi ilindendi” diyerek sözlerini bitirdi.

“Ailede Çocuk eğitimi” konusunu anlatan Fatma Balkan ise çocuk eğitiminde en büyük temeller konusunda bilgi verirken “İnsan ve çocuk eğitimi embriyonun anne karnına düşmesiyle başlar. Çocuk anne rahminde gelişir ve anne dediğimiz zaman merhamet aklımıza gelir. Nöronlar dış etkileri çocuğa iletir. Çocuğun bir ile üç yaş arasındaki eğitimi de çok çok önemlidir. Bir yaşındaki çocuğun ilk etkileşimi anne ve babayla olur” dedi.

“Günümüzde kişisel tercihlerini yaşayabilmek için anneler çocuklarının ellerine tabletleri, telefonları vererek dijital medya ile oyalıyor ve bu iletişim sekteye uğruyor” diyerek devam eden Balkan “Anneler sabahtan akşama kadar çocukların yanlarında olduğu için söylüyorum; susturucu olarak çocuklara teknolojik cihazları vererek bir sürü subliminal mesajlara muhatap ediyorlar” şeklinde konuştu.

Çocuk gelişimine dair bilgiler de veren Balkan “Bir yaşındaki çocuğun ilgi ve dikkati anne ve babasındadır. İki yaşında çocuk hakikati, çevresini, etkenleri sorgular. Üç yaşında artık anne ve babasının dışında

çevresindeki diğer insanları sorgulamaya başlar. Konuşmaya başladığında büyüklerinin onu küfre alıştırması da akran zorbalığının en büyük sebeplerindendir. Günümüzde otobüste, tramvayda 12-13-14 yaşındaki çocukların birbirleriyle küfürlü konuştuklarını ve bunu normal saydıklarını görüyoruz. Kullanılmayan, tekrar edilmeyen her bilgi sabun köpüğü gibi bir zaman sonra kaybolur. Bebekliğinden itibaren çocuklarımızla doğru iletişim kurmak, onlarla oyunlar oynamak, onu eğitmek son derece önemlidir. Önüne oyuncak dökerek kendi kendine oynamasından bahsetmiyorum. Bizzat bizimle oynamalıdır. Anne, babaya, çevreye saygıyı bu oyunlar aşamasında öğrenir. “O kadar zamanımız yok” deyip saatlerce televizyon izlemek, sosyal medya ile ilgilenmek büyük bir hatadır. Günümüzde özellikle erkek çocuklar oyun oynamayı bilmiyorlar. Oyuncağı kırması, atması, bir başkasına vurması da oynamayı bilmemesinden kaynaklanıyor” diyerek konuşmasını tamamladı.

Program sonunda yazar Hüzeyme Yeşim Koçak’ın hediyesini eşi Faruk Koçak, Anuş Gökce’nin hediyesini eşi eşi Sadık Gökce ve eğitimci Fatma Balkan’ın hediyesini eşi Mustafa Balkan takdim etti.