Türkiye tarih boyu bir iltica yeri olmuş ve olmaya da devam etmektedir.
Son olarak bundan sekiz yıl önce Suriye rejiminin baskılarından kaçan tarihin en kalabalık mülteci akınıyla ülkemiz dünyada en fazla mülteci ağırlayan ülke konumuna gelmiştir.
Türkiye şu anda 85 ülkeden yabancıya ev sahipliği yapmaktadır.
Dört milyon yabancıdan 3 milyon 600 bini Suriyelidir geri kalan 400 bini ise başta Afganistan, İran, Güney Sudan, Somali ve Irak olmak üzere 84 ülkeden gelmedir.
Burada önce dört milyonun bir kategorisini yapmamız lazımsa Mülteci ve Muhacir olarak önce ikiye ayırmamız gerekir.
Mülteci: hayatının, siyasi görüşünün ve özgürlüklerin tehlikeye girmesi durumunda yaşadığı ülkeyi terk ederek başka bir memlekete sığınma başvurusu yapan kişiye denir.  
Bu durumda Suriyeliler bu kategoriye girer. Zira bu insanlar büyük oranda ülkelerindeki iç savaştan canlarını ve ailelerini kurtarmak için Türkiye’ye gelmişlerdir. 
Ancak Türkiye 1951 Cenevre mülteci sözleşmesine göre Suriyelileri mülteci saymamaktadır zira o sözleşmede Türkiye sadece Avrupa ülkelerinden yukarıdaki sebeplerle kendisine sığınanlara mültecilik haklarını vermektedir. Bu durumda Türkiye’de şu anda Avrupa’dan 33 mülteci bulunmaktadır. 
Aksi takdirde Türkiye Suriyelilere mültecilik statüsü verirse bu ebedi yerleşmeleri manasına gelecektir. Oysa şu anda Suriyelilerin gönüllü olarak ülkelerine geri gönderme projeleri yürürlüktedir. Suriye’de durum normale döndüğü anda isteyen bütün Suriyeliler geriye dönecektir. 
Bizim Ankara’da 11-14-2018 tarihlerinde iştirak ettiğimiz MUDEM  (Mülteci Destek Derneği) toplantılarında genel olarak Türkiye’de bulunan mültecilerin entegrasyonu üzerinde duruldu. Zaten bu derneğin kuruluş amacı da adından da anlaşılacağı üzere budur.
Suriyelileri memleketlerine geri iade konusu ise tamamen devletin ve siyasi iradenin elindedir.
Türkiye’de bulunan dört milyon düzensiz ve kaçak misafirlerin ikinci kısmı muhacirlerdir.
Muhacir: ülkesini daha müreffeh bir hayat için terk edenlere denmektedir.  Bunlar yasa dışı yollarla ailesine ve kendisine iş bularak maddi sıkıntılardan kurtulmayı ve daha rahat bir hayatı hedefleyerek işe koyulurlar. 
Mesela bizdeki Afrika, Afgan ve İran kökenliler genelde muhacirdirler. Suriye ve Irak’tan gelenlerse mülteci kategorisine girerler. 
Türkiye Suriyelileri muhacir ve misafir kabul edip mülteciliğe kabul etmemesi BM yardımlarını etkilemektedir. Şu anda MB’den projelendirilen hizmetler dışında bir para verilmemektedir. 
Bu bakımdan Türkiye’ye yapılan AB ve BM yardımları projelere bağlı tutulmaktadır.
Mesela bizim Ankara günlerinde gezdiğimiz bir proje okulu vardı, burada hem yetişkinlere Türkçe öğretimi, hem kadınlara okuma-yazma öğretimi hem de çocuklara kreş tarzı eğitim-öğretim veriyorlardı. İşte bu beş katlı okulun bütün giderlerini BM UNİCEF karşılamaktadır. 
Ankara’da 11-14-2018 tarihlerinde iştirak ettiğimiz MUDEM  (Mülteci Destek Derneği) in bütün organizasyonlarını da AB finanse etmektedir. 
Yani bu toplantılarda AB finans direktör sözcüsü Emma hanımın da anlattığı gibi AB alın şu 6 milyar avroyu demiyor, alıyor projeyi, imceliyor, kabul ederse faaliyetleri yerinde gördükçe para aktarımı yapıyor. 
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sözünü ettiği 6 milyar avrodan şu anda ülkemize giren bir milyar dokuz yüz milyon avrodur. Konuşmasında bizzat kendisi, işi görmeden para vermediklerini ifade ettiler. 
Dört milyon kişinin entegrasyonu mu gerekir, iadesi mi? ayrıca yazacağım, Allaha emanet olun değerli okuyucularım.