Tarihte ve günümüzdeki anlamını ve önemini her daim resetlemiş ve formatlamış mesleklerden biri olan “Gazetecilik ve Gazeteci” konu başlığında çapımca bir öz eleştiri yapmamın, kendime yakışan bir durum olduğunu düşünüyorum.

 

Öyle ya günümüz dünyasında her kime ne söylesek, ne yazsak yada yorumlasak, içerikten önce ilk karşılaştığımız cevap yada karşı söylem, “Sen kimsin? Sen önce kendine bak. Sanki siz gazeteciler..” benzeri ifadelere muhatap oluyoruz.

 

Peki tıpkı içimizde bulunduğumuz toplumuzca, tarihi süreç içerisinde genel kabul görmüş olan saygın yada seçkin meslekler olarak kabul ettiği “Hakim ve savcılar, Ordu ve Emniyet teşkilat yöneticileri, Doktor, Avukat, Mühendisler ile İmamlar ve öğretmenler gibi gazeteci ve basın mensuplarının da” olduğu bir realite.

 

Bu gerçek kimi zaman ve dönemlerde bazı kesimleri itibarsızlaştırdıkça, zaman gelmiş bazı mesleklerin, ciddi anlamda itibar ve saygınlık gördüğü olmuştur. Uluslararası ve toplumsal olaylar ile bu meslek gruplarındakilerin eğitim ve kültür düzeyleri ile mesleğin maddi kazanç getirilerinin de bu itibar dalgalanmasında büyük rolü olmuştur.

 

Konumuza dönecek olursam, evrensel basın etiği mucibince, idare ile ahali arasında köprü vazifesinin yegâne temsilcisi olan bizlerin de toplumdaki diğer saygın meslek gruplarının zaman zaman uğradığı erozyondan kendimizi koruyamadığımızı itiraf ediyorum.

 

Her meslek grubunun kendince geliştirdiği savunma gibi bizim meslek grubumuzun savunması hazır.! “Sonuçta bizlerde bu toplumun bir parçasıyız.”

Yönetenler ile yönetilenlerin tam ortasında olmamız gerçeği ve gereği olsa gerek, ne İsa’ya nede Musa’ya yaranamayacağımız kesin. Diğer meslek gruplarının hiç birinde bu durum ciddi anlamda söz konusu değil. Kitapta yeri var mı bakılır ve karşılığına görev muamele görür.

 

Oysa net olarak bizim mesleğin bir kitabı bile yok. 24 Temmuz 1960’da “Basın Ahlak Yasası” adı verilen konu başlığındaki içeriğin gerek şahıslar ve kurumlar ile kamu tarafından oldukça yoruma açık olması dolayısıyla bir türlü “İyi gazeteci,

kötü gazeteci” gibi bir mukayese imkânı mümkün değildir. Mesleği icra etmek adına herhangi bir yasal yeterlilik ve yükümlülük söz konusu olmadığından, isteyen her azda olsa rant sahibi, bir internet bağlantılı bilgisayar ve akıllı cep telefonu sayesinde rahatlıkla “Gazetecilik” mesleğine giriş yapabildiğini söyletebiliriz.

 

Bir haber ajansı aboneliği ile bir bilgisayarınız ve akıllı telefon sayesinde “sosyal medya” ortamlarını akıllıca kullanılarak pekâlâ bir “Web Gazete” hatta ilçe cumhuriyet savcılığına verilecek bir matbu beyanname dilekçesiyle resmi prosedürü de tamamlayıp herhangi bir matbaayla anlaşıp gazetenizi dağıtmaya başlayabilirsiniz. Sonra dijital kopyalama merkezlerinden çıkartacağınız çakma basın kartı ile de caka satma aşamasına terfi etmeniz mümkün.!

 

Sonuç olarak demem o ki dostlar; çoğu meslek grubunda olduğu gibi bizim mesleğinde çivisinin çıkmakta olduğu aşikar. Ancak biliyor ve inanıyorum ki; “Aynı dili konuşanlar değil, aynı hissi paylaşanlar iyi anlaşırlar” sözü mucibince, toplum çoğunluğunun ortak kanaatinin işiten kulağı, söyleyen dili ve hisseden yüreği olmayanlar, gün gelir anıları ile değil, anaları ile anılarak maziye gömülür giderler, vesselam.

 

Rabbim bir takım korkularının esiri olmuş ve menfaatlerini erdemlerinin üzerinde tutanlardan eylemesin. Amin.

“Herkes kendine yakışanı yapacak.”