Şükür ki üçüncü bir savaş henüz olmamıştır. Ama ikinci savaşın galiplerinin Birleşmiş Milletlerde dokunulmaz konumda olmaları ve aleyhlerine ya da yandaşlarının aleyhine olan her kararı veto edebilme yetkileri bulunması şu anda dünyanın en sancılı bir arızasıdır.   Testileri alıp seğirterek bunara indim, bir yandan da utanıyordum, acaba beyaz donumu fark edip bir şey diyen olur mu, diye. Bir yandan da birilerinin “oh maşallah ne de yakışmış, üstünde eskisin gülüm, gardağım!” demesini beklemiyor değildim. Mahallemizin ortasında koca pınarın doğusunda diziliydi bizim sülalenin evleri. Sülale büyüklerinden ikisi daha önce şose boyuna göçmüşler biz ve bir emmim de altımızın iyice oynamasını bekliyorduk, sonradan oynadı ve hepimiz şose boyuna taşındık. Şimdi eski yerimize ören diyoruz. 1960’lı yıllarda eski evimizde otururken bizden doğuda ev yoktu, hoş şimdi de yok ya! Bu evden sabah namazı sırasında erkenden kalkan ve abdest almaya başlayan bize iki üç bin metre uzakta, şosenin yukarısında ki evlerinde “Aslan Karısı” Hatice teyzenin ayaklarını yumaya başlayınca söylemeye başladığı “Eşhedü ella ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resulühü” deyişini rahatlıkla duyardık. Hatice teyzeyi -Allah rahmet eylesin- çok severdim, Osmanlı bir bikeydi. Onu sevmemin çocuksu bir nedeni vardı. Anam rahmetli kendi tezgâhımızda dokuduğu beyaz satıraçtan bana bir uzun don dikivermişti. Onu giydirdi ve elime şosedeki evimizden iki testi vererek bunları bunardan doldur gel. Dedi. Testileri alıp seğirterek bunara indim, bir yandan da utanıyordum, acaba beyaz donumu fark edip bir şey diyen olur mu, diye. Bir yandan da birilerinin “oh maşallah ne de yakışmış, üstünde eskisin gülüm, gardağım!” demesini beklemiyor değildim. Tam da eve yaklaştığımda, dolu testilerle ıkın ıkın yokuşu tırmanırken Hatice teyze de kaplarını almış bunara gidiyordu. Tam ortada karşılaştık, her zamanki güler ve nurlu yüzünü bana çevirerek: “oh maşallah ne de yakışmış, üstünde eskisin gülüm, gardağım!” demişti. Önüne ot atıldığı hikâyelerinin anlatıldığı, motorlu taşıtların kasabamıza tek tük gelmeye başlandığı yıllardır bizim doğum tarihimiz olan 1955. Henüz dağlarda, tepelerde ve yaylalarda yüksek sesle bağırarak, daha uzağa gitmesi için ellerimizi ezan okur gibi kulaklarımıza koyarak karşı tepedekine bağırarak haberleştiğimiz yıllar. El sallayarak, ateş yakarak ya da ıslık çalarak uzakta gördüğümüz kişiye haber uçurduğumuz seneler. Kasabanın çevresini kuşatan kuşakdağlarının tek pınarı olan Kuşakpınardan beldenin Goca Camiinin müezzininin hoparlörsüz ezan sesini duyduğumuz zamanlar. Hoparlörün bizim kasabamızda icadı aynen elektirik gibi 1969 yılıdır. Bizim kuşak radyoyu 1960’da, televizyonu 1970’de, telefonu 1980’de, cep telefonunu 1990’da, 3 ve 4.5 G’li akıllı telefonu herkes gibi 2010’da tanıdık ve cebimize koyduk. Şimdi artık mesafe yok, zaman yaklaştı, küçücük bir köy olan dünyamızda herkes her yerden istediğiyle yüz yüze görüşebiliyor. Şimdi artık nesil, sanayi nesli, avuç içi teknolojisi nesli ve aydınlanma çağı neslidir. Dünya bu nesilden çok şey beklemektedir.  En başta savaşları durdurmasını, tüm dünyaya barışı hakim kılmasını ve huzur içinde yaşamayı tesis etmesini beklemektedir. Oysa durum şimdi her zamankinden daha tehlikeli ve felaketler musibetler ve insan eliyle husule gelen belalar ve savaşlar her zamankinden daha beterdir. Şimdi aşiretler, ufacık adacıklar ve bütün etnik kökler devlet kurma sevdasına düşmüştür. Bu sevdaya koca koca devletler de arka çıkıp destek olunca dünyayı kana bulamaya devam etmektedirler. Tüm dünyayı bir Kızılelma gibi peşinden koşturan bir demokrasi, insanın kendi idarecisini kendi seçmesi gibi bir nimet varken, bunun aydınlığında neden her şeyi konuşarak halletmiyoruz diye hayıflanmaktan başka ne yapabiliriz ki? Benim hayat kesitim ikinci dünya savaşının bitişinden on yıl sonra başlamış ve halen (2018) Allaha şükür devam etmektedir. Şükür ki üçüncü bir savaş henüz olmamıştır. Ama ikinci savaşın galiplerinin Birleşmiş Milletlerde dokunulmaz konumda olmaları ve aleyhlerine ya da yandaşlarının aleyhine olan her kararı veto edebilme yetkileri bulunması şu anda dünyanın en sancılı bir arızasıdır.