“İnsanlar arasında harp yine insanların zuhuruyla baş göstermiştir. İnsanların kan dökmeğe başlamaları sevk-i tabii bir zaruret ve ihtiyaç ile vuku’ bulmuştur. Her türlü vesait-i ma’îşetini temin fikriyle havası daha iyi, toprağı daha mümbit yerler aramak için doğdukları mevkilerden hicret etmek insanları hem-cinsleri ile uğraşmakta, üzerlerine mâni’ olacak şeyleri cebren bertaraf etmekte muztar bırakmıştır. Diğer taraftan hıfz-ı şan ve namus ahz-i intikam, emel-i tefevvuk gibi hissiyat harbi insanlar arasında ebedileştirmiş, harp insanların ve onlardan mürekkep cem’iyetlerin ‘âdeta tarihi olmuştur. İnsanlar bidayette hemen suret-i daimede harp ile meşgul idiler. yegane meşgaleleri mücadele, muharebe idi. Kasabalar, şehirler ve hükumetler teessüs etmeye başlayınca bir millet efradının hidemat ve vazâif-i müte’addide ile tavzif edilmelerine ihtiyaç görüldü. Her ferdin harp için talim ve terbiyesi maksadıyla usuller ihdas olundu. Orduların cem’iyyat-ı müsellahanın mevcutları gittikçe artmağa başladığından onların harp ve sulhta layıkıyla sevk ve idareleri zımnında bir takım kavâ’id ve zavâbit vaz’ ve tesisine mecburiyet hiss edildi. İşbu kavaid-i mevzû’a ve mazbûtanın hey’et-i ‘umûmisine [Fenn-i Harp] denildi. Çinliler, İranlıar, Mısırlılar, Yunanlılar, Romalılar, Kartacalılar kendilerine mahsus birer usul-i harbe malik idiler. Bir maksadın silah kuvvetiyle istihsali için yalnız iyi bir fenn-i harbin mevcudiyeti kifayet etmez; o fenn-i harb kavaidinin kemal-i şiddet ve maharetle tatbiki için iyi âmirlere, kumandanlara ihtiyaç vardır. Kurun-i ülada insanların her hususta terakkileri fenn-i harp de dahi hayli tebeddülatı intaç eylemiş idi lakin kurun-i vüsta da her şey tehavvül etmiş ve tedenniye yüz tutmuş olduğundan fenni harp dahi zait gibi telakki edildi derebeyliğinin teessüsü şövalyeliğin meydana çıkması ile fenn-i harp-i atikin orduları sevk ve idare için vaz eylediği kavaid-i bî lüzum görülmüş ve adeta harp insanın arz üzerinden ilk zuhurunu vely eden senelerde ki surete girmiş idi zaten derebeylikte âsâr u şecaat ve kahramani göstermekten başka bir şey düşünülmezdi lakin bu hal pek çok devam etmedi. Derebeylik ortadan kalkıverdi binaen aleyh harp şövalyenin kahramanlık göstermesi için ihtiyar edilmesinden ziyade heyet-i ictimaiyenin menafi ve fevaid-i esasiyeyisini temin ve istihsal için ihtiyar olunmaya başladı On dördüncü asr-i miladi ibtidalarında barut ihtira’ edildikde kalkanın ağır zırhların ehemmiyeti kalmadı şövalyelik devrinde hemen büsbütün unutulmuş olan piyadelere ihtiyaç görüldü kabil-i nakil toplar meydana çıktığından topçu sınıfı namıyla bir sınıf-i cedid teşkil edildi fenn-i harp de âsâr-i teceddüd bir birini vely ve takip eyledi. Kurun-i vüsta fenn-i harbin büsbütün değiştirilerek tecdidi şerefine iştirak eden eazımın biri ve belki birincisi isveç kralı kosto ve Adolf olup bu hükümdarın en ziyade calib-i nazar maksadı ordusunun kolaylıkla manevra icra edebilmesi için hareket ve faaliyete kabiliyetini tezyid etmek idi. Bir çok tecrübeler ve emekler neticesinde ordusunu layıkıyla tensik etmiş olan bu hükümdar otuz sene harbine iştirak ile hayli muvaffakiyetler kazanmıştır artık terakkiye girmiş olan fenn-i harp mukayyed tehavvülata düçar olmakla yüksek mevcutlu orduların sevk ve idaresi icap eylemiş idi miladın on yedinci ve on sekizinci asırlarında ve büyük firederik ile imparator napolypn devirlerinde muktedir ve mümtaz kumandanların dolgun mevcutlu orduları kemal-i suhulet ve muvaffakiyetle kullandıkları görüldü. Filhakika on dördüncü ve on beşinci lui zamanlarında orduları mareşal Torlon Bornos kondu Mareşal Dosakas gibi mahir kumandanlar idare etmiş idiler. lakin büyük firederik ordusunun bihakkın kumandanı imparator Napolyon ordusunu galebeden galebeye isal eden alem-i harbin yegane kahramanı idiler. Bununla beraber Mançuryada cereyan eden Rus, Japon harb-i ahiri vakaiyinin de ol vakte kadar mevcut usul-i harpde on dokuzuncu asr-i miladi terakkiyat-ı medeniyesine göre bir tehavvül ve tekamüle bâdi olduğu ve olacağı bîiştibahtır.

Yusuf Rasih / Şura-yı Ümmet / 26 Eylül 1908”