Devletlerin dostluğunun derecesi ekonomik faydalanmalarının derecesine göredir. Değerli okuyucularım, bugünkü köşemde 1908 yılında yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesi yazarı Sami Paşazade Sezai’nin bir yazısına yer veriyorum. Konusu devletlerin dostluğunun da siyaset gereği olduğu, dara düşünce kimse kimsenin gözünün yaşına bakmayacağı ve kendimizde olan cevherleri işleterek kimseye muhtaç olmadan tam bağımsız olmayı ele alan bu yazıyı ibretle okuyacağınızdan eminim.

“Milletimizin akvam-i cihan (dünya milletleri) arasında uluvv-i cenap ile vefadarlık ile mümtaz olduğunu kimse inkâr edemez şu inkılab-ı ahirede (31 Mart bvakası) gösterdiği uluvv-i cenap ne bir fikr-i siyasi ne bir icab-ı meslek ne mukteza-yı zaman netayicindendir. Bir sevk-i tabii bir nişane-i ruhtur. Osmanlı ruhunun müheyyip ve müthiş ve amik ve âli bir heyecanı olan inkılab-ı ahirde o ruh bütün anatıyla olduğu gibi her türlü şaibeden zerrat tesettürden âri olarak göründü onu görür görmez vicdan-i insanı meftun ve meshuru oldu bir daha nedir ani bir görünüş enzar-ı insaniyenin nüfuz edemediği serair-i amika içinde mestur olan ruh ve kalp ne zaman görünüyor âni heyecanda.

Şimdi vicdan-i beşer nasıl oluyor da bu milletin en bülent kemalatı iktisaba ki âli bir istikbale namzetliğini itiraf eylemez. Evet, bu evsaf-ı eslafa malik olan bir millet hiçbir zaman mahvolmaz. Bir kere düşvar olsun bu evsaf-ı maneviyeyi haiz olan bir milletin riyaset idaresinde bulunacakların daha yeni uyanmağa başlayan efkarı umumiyeyi önünde ki uçurumları göstererek vasi ufuklara doğru açılabilecekleri ne derecelerde ahlak-ı fazıleye temellük eylemekleri lazım gelecek.

Hiç şüphe etmeyerek söyleyebilir ki ilim ve marifette ve binaenaleyh sanat ve ticarette pek dûn (aşağı) bir mertebede isek te insaniyette her milletin mâfevkındayız.

Osmanlıların bu kuva-yı aliye-i maneviyesini vicdan-ı pak ile tecrübe ve hamiyetle liyakat ve zeka ile idare etmelidir ki bu anasırı dünyaya bir medeniyeti mahsusa-i Osmaniye getürsün her tarafı mamur ve mesut bir saltanat-i azime hayat-ı taze bulsun zira zeka ve namusa mukarin olmayan kuvvetler heder olur hüsn-i idare olunmayan anasırdan istifade edilmez bugün arasında bulunduğumuz en büyük akvam bile halen ilm-i hayvanata ait bir fasıl olması lazım gelen “mübareze-i hayat”ı lazıme-i insaniyet addediyor.

Medeniyetleri para üzerine müesses olan Avrupalıların bu ihtişamları arasında biz saf bir gönül mütevekkil bir hal ile nasıl durabiliriz. Haricen bir müşkile uğradığımız zaman en ileri gelenlerimiz bile diğer devletlerin politikasına ittihaz edeceği tedabire hasr-ı efkar eyliyor.

56 Sene evvel bizimle beraber o zaman ki düşmanımıza karşı bir safta muharebe eden devletimize halkımızın vefa ve şükrü emanet ve itimatı fevkalede bir derecede zaman ile ve belki saatle değişen politikayı hissiyatına tabi olarak yarım asır evvele ircada ısrar eyliyor bu hal o dereceye gelmiş ki bir hadise-i hariciye zuhurunda hemen herkes hatta re’si idarede bulunanlar bile bila ihtiyar bakalım falan devlet ne diyecek? Ne yapacak? Diye düşünüyor. Hâlbuki devletler arasında ki dostlu tamamıyla kuvvet ve menfaat üzerine müessestir. Devletler arasında ki dostlukta hissiyat-ı vefa ve mürüvvet olmadığını bir an nisyan etmemelidir. hiçbir devlet umuri siyasiyede icraatında ahvali idaresinde düvel-i ecnebiyenin muavenetine istinat etmez.

Sana senden gelir âlemde ger imdad-i lazıme

(Sana gereken yardımlar gene ancak kendinden gelir)

Hâlbuki kesb-i kuvvet ve satvet eden bir milletin daime devletler müttefikidir yahut bir kuvve-i mükemmeliye-i askeriyeye malik olan milletlerin bâ husus vazıyeti coğrafiyesi ve meşhur olan evsaf-ı askeriyesi ciheti ile Osmanlıların ittifakına şitap edecek daima bir iki devlet bulunur.

Devletlerle hüsn-i münasebetimizi temin ilmi ve edebi ve sınai Fransa’dan İngiltere’den Almanya’dan istifadeler ederek ulum ve fünun ile silah ile kendimizi takviye eyleyerek her şeyi kendimizden bekleyelim. Kendimizden bekleyecek şeylerimiz çoktur. Memleketimiz ve milletimiz bu saltanata hayat-ı taze verecek kuva-yı cedideye malik olduğuna emin olalım. Bâhusus milletler için bir illet ve zillet olan ye’se düşmeyerek istikbale doğru yürüyelim. Osmanlıların hasaisinden olan şecaat ve metanet azim ve cezm merdane sayesinde tarık-ı terakkide bir başka şevk ve şitap ile tayyi zaman ederiz.

Sami Paşazade Sezai / 27 Eylül 1908 / Şura-yı Ümmet”

DEVLETLERİN DOSTLUĞU - Rasyonel Haber Gazetesi

Lütfen Bekleyin Haber Yükleniyor... Kapat
Gödene